Yazı Detayı
13 Ekim 2020 - Salı 10:48 Bu yazı 154 kez okundu
 
Hoyratlık ve aymazlığa direnen güzellik!
Mustafa Kazım Aydın
 
 

Antalya’da 2020 yaz ve güz yaşantım, salgın nedeniyle düz bir çizgide geçiyor.

Sabah erken saatte yüzüyor, akşam saat 20.00’den sonra yürüyorum. Gündüzleri genellikle evdeyim. Haftada veya 15 günde bir şehir merkezine iniyorum.

Geçen hafta çarşamba günü rutin dışına çıkıp gündüz yürüdüm.

Oturduğum Güzeloba Mahallesi’nin kuzey ucundan Çağlayan Şelalesi’ne indim. Falezlerin üzerindeki park boyunca yürüyerek Fener Burnu’na (Baba Burnu) vardım.

Burada Ziya Gökalp Kent Parkı içinde yer alan, Muratpaşa Belediyesi’nin işgal ve perişanlıktan kurtarıp sosyal tesis olarak halkın hizmetine sunduğu Denizyüzü Kafe var. Bahçede oturup Akdeniz ve Antalya’yı dinledim.

Ne de olsa ekim aynın ortasına geldik. Antalya’nın en güzel dönemlerindeyiz. Artık güneş yaz günlerindeki gibi yakmıyor, ana kucağı sıcaklığında sarıyor.

Deniz dingin; su zaman zaman hırçın dalgalarla dövdüğü falezlerle adeta oynaşıyor, bu oynaşın sesi yumuşak bir aşk şarkısı melodisi gibi hışırtı olarak kıyıya ulaşıyor.

Deniz ve gökyüzü gözün görebildiği son noktada kucaklaşarak lacivert bir çizgi oluştururken, fesatlık tanrıçası Eris’in ‘‘altın elma’’sına benzeyen güneş, hınzırlık ve utangaçlık karışımı bir tebessümle bu sarmaş dolaşlığı seyrediyor.

Batıda yeşil, mavi ve taş grisinin harmanlandığı Beydağları…

Yürüyüşe çıkmadan önce, Tripinview’in helikopterden kayda alınmış olan, İspanya’dan Türkiye’ye, Akdeniz kıyı görüntülerini izlemiştim. Pişman oldum.

Pişmanlığımın nedenine gelince…

Antalya’nın kıyı düzenini, bazı örneklerini gezerek de gördüğüm diğer Akdeniz ülkelerinin kıyılarıyla karşılaştırdım. İçim acıdı…

Görüntü muhteşem. Sizi alıp götürüyor, içiniz huzur doluyor…

Çarpık yapılaşmanın yanında, yağma zihniyetinin yansıması olan düzensizlikler ve davranışlar bu güzelliği bir anda siliveriyor…

Sahil yolunda öyle kesimler var ki, kaldırım diye ayrılmış olan alanda bir kişi zor yürüyebiliyor. Onu da kaldırımın arkasındaki işletmelerin müşterileri araba ile kapatıyor…

‘‘Kaldırımı yok geçmeye, bistrosu çok kahve içmeye’’ dedim…

Çağlayan Parkı’nda seyir terası olarak düzenlenmiş olan alana önceki yönetim döneminde büfe yapılmıştı. Büfe aylar içinde büyüyüp koca işletme olmuştu. Şimdi iyice obezleşmiş…

Çarpık yapılaşmanın eseri olan ve karabasan gibi üzerinize gelen çok katlı binalar için artık yapacak bir şey yok ama tablodaki çirkin lekeler, küçük dokunuşlarla yok edilemez mi?..

Her boşluğun rant kapısı yapılması, birilerinin çökmesi mi gerekiyor.

İnsanımızın bu kadar arsız, aymaz, saygısız olması mı gerekiyor?

Bu çirkinlikleri yok edip kötüye gidişe tersine çevirmesi gereken yetkililer böylesine duyarsız, ruhsuz, öngörüsüz ya da rant işbirlikçisi olmak zorunda mı?

 


 

 
Etiketler: Hoyratlık, ve, aymazlığa, direnen, güzellik!,
Yorumlar
Haber Yazılımı